Hayatımız boyunca peşinden koştuğumuz, bazen uğruna uykularımızı feda ettiğimiz, bazen de “bütün kötülüklerin anası” diyerek kendimizden haksızca uzaklaştırdığımız paranın, aslında ruhumuzun ve içsel dünyamızın en şeffaf aynası olduğunu hiç düşündünüz mü? Birçok insan parayı sadece cebe giren, faturaları ödeyen, cansız bir kâğıt parçası ya da zorlu dünyada bir hayatta kalma aracı olarak görür. Oysa para, kendi özümüzle, içsel servetimizle olan ilişkimizin dünya zeminindeki en gerçekçi, en dürüst yansımasıdır. Para, yaşam enerjimizin, insanlığa kattığımız değerin, aklımızın ve içsel aydınlığımızın gözle görülür, elle tutulur bir biçimde maddeye dönüşmüş halidir. Bizler kendi içimizdeki ışığı, o muazzam potansiyeli ne kadar keşfeder ve parlatırsak, dış dünyadaki bereketimiz de o denli çağıldayarak çoğalır.
Gelin, sadece “zengin olmak” ile hakiki anlamda “varlıklı olmak” arasındaki o ince ama uçurumlu farka bakalım. Zenginlik, genellikle gösterişe, lükse ve bitmek bilmeyen tüketime dayalı, egonun geçici tatmin arayışından beslenen yüzeysel bir durumdur. Oysa hakiki anlamda varlıklı olmak, tüketmekten ziyade üretmeye odaklanan, derin bir değer yaratmayı ve o değeri nesiller boyu korumayı bilen bilgece bir bilinç halidir. Fakirlik ise cebinizde ya da banka hesabınızda paranın olmaması demek değildir; fakirlik, en temelinde insanın kendisini eksik, yetersiz ve yoksun olarak algılamasıdır. Bu, zihnimizin bize oynadığı acımasız ve karanlık bir oyundur. Çünkü aslında her birimiz, içimizde evrenin tüm yaratıcı gücünü, sınırları olmayan bir zekâyı ve sonsuz bir servet kapasitesini taşıyarak bu dünyaya doğarız. Kendini değersiz gören, yeteneklerini küçümseyen ve sürekli şikâyet ederek kurban rolüne bürünen zihinler , dış dünyayı, ekonomiyi ya da geçmişini suçlayarak kendi bereket kapılarını kendi elleriyle, sıkı sıkıya kapatırlar. Oysa hayatında ustalaşmış, kendi yaşamının sorumluluğunu yüzde yüz üstlenme cesaretini göstermiş bir zihin , dış dünyadaki kaosun veya krizlerin kendisine engel olamayacağını, asıl gücün ve çözümün daima içeride olduğunu çok iyi bilir. Onlar, “Telos” noktasına, yani varlıklarının ve kapasitelerinin en üst sınırına, o ilahi amaca ulaşmayı hedeflerler. Bu en üst misyon noktasından hayatı yaşadığınızda, kapasitenizin zirvesine çıktığınız için maddi dünyadaki kazancınız ve bereketiniz de kendiliğinden o muazzam zirveye ulaşır.





















