İlişki Değil, Yansıma: Aşk İllüzyonundan Zihin Özgürlüğüne

Kategoriler: İlişkiler
İlişki Değil, Yansıma Aşk İllüzyonundan Zihin Özgürlüğüne

Yıllardır kalbimizin en kuytu köşelerinde sızlayan, bizi diyar diyar sürükleyen o amansız arayışın aslında kendi içimize doğru yapmamız gereken bir yolculuk olduğunu ne kadar geç fark ediyoruz… Hayatımız boyunca bize öğretilen o pembe masalların, zihnimize kazınan o çarpık, tek taraflı inançların gölgesinde, sevgiyi hep dışarıda, bir başkasının gözlerinde, bir başkasının bize uzatacağı o sihirli ellerde arayıp durduk. Birini gördüğümüzde ellerimiz titriyorsa, dizlerimizin bağı çözülüyor, midemizde kelebekler uçuşuyor ve kalbimiz yerinden çıkacakmış gibi amansızca atıyorsa, işte o zaman büyük bir aşka, o dillere destan duyguya düştüğümüzü zannettik. Oysa ruhumuzu esir alan bu sarsıcı hisler, bu baş döndürücü fiziksel çekim, gerçek sevginin o huzur veren serinliği değil, zihnimizdeki kutuplaşmış yargıların yarattığı devasa bir aşk illüzyonundan, içimizde biriken geçici bir elektromanyetik yükten ve acı verici bir aldanıştan başka bir şey değildi.

Gerçek ve sağlıklı bir ilişki, sanılanın aksine fırtınalı, gelgitli, insanı yoran bir deniz değil, ruhun en derinlerinde hissedilen, eşsiz bir sükûnet, sonsuz bir güven ve dinginlik halidir. Ancak bu sükûnete ulaşabilmenin, o eşsiz ruh bağlantısını kurabilmenin sarsılmaz bir tek kuralı vardır: Kendi özümüze, kendi ruhumuza çırılçıplak dokunabilmek.

Çünkü bu hayatta kurduğumuz yegâne gerçek ilişki, aslında yalnızca kendimizle kurduğumuz ilişkidir ve dışarıdaki her bağ, her dokunuş, kendi iç dünyamızın, kendi bilinç seviyemizin kusursuz bir yansımasından ibarettir. Ruhumuzun derinliklerine cesaretle inip, bize ait olmayan o sahte kabukları, çocukluğumuzdan kalma o ağır epizodik anıları ve zihnimizin ürettiği o anlamsız yargıları gözyaşları içinde bir kenara bıraktığımızda, işte o an kalbimizde hakiki uyanış başlar. İnsan, ancak kendi karanlığıyla ve aydınlığıyla yüzleştiğinde, kendini eksiksiz bir bütün olarak şefkatle kucakladığında, yaşam karşısına ruhunun en saf yansıması olan o kişiyi, o eşsiz hayat arkadaşını çıkarır. Kendi varlığındaki sonsuz sevgiyle, o ilahi kaynakla hizalanan bir kalp, artık dışarıdan sevgi dilenmez, kimseden onu tamamlamasını beklemez; o zaten sevginin ta kendisi olmuştur ve ışığıyla yürüdüğü her yolu aydınlatır.

Dışarıdaki her bağ, zihninin bir yansımasıdır. İllüzyonu kırıp hakikate uyanmak için Online Mucize Kursu’na katıl.

Hakiki sevginin filizlendiği bir ilişkide, beklentilerin o boğucu, talepkâr ve zehirli sarmaşıkları asla barınamaz. Bizler, çoğu zaman âşık olduğumuzu zannettiğimiz kişiyi etten kemikten bir insan olarak değil, kusursuz bir kahraman, hatasız, olağanüstü bir melek olarak görme yanılgısına düşeriz. Sadece onun iyi yanlarını yüceltir, karanlık, zayıf ve eksik taraflarını görmezden gelirsek, kendi yarattığımız zavallı bir fanteziye hapsoluruz ve bu rüya eninde sonunda derin bir hayal kırıklığıyla son bulur. Oysa hakiki sevgi, karşımızdakinin sadece o göz kamaştıran ışığını değil, karanlığını, hüznünü, acılarını, zayıflıklarını ve en gizli kusurlarını da aynı derinlikle görebilmek ve tüm bu insanlığıyla onu yürekten, şefkatle sarmalayabilmektir. Onu değiştirmeye çalışmadan, bizim inandığımız doğrulara uyması için zorlamadan, tam da olduğu haliyle, o muhteşem kusurluluğuyla onurlandırdığımızda gerçek bağ kurulur. Çünkü birini değiştirmeye çabalamak, aslında onu o anki hakiki haliyle sevmediğimizin, sevgisizliğimizin en acı itirafıdır.

Bu denli şeffaf, bu denli eşit ve bu denli yargısız, tertemiz bir zeminde kurulan ilişkide, kaybetme korkusu, kıskançlık ya da güvensizlik gibi ruhu kemiren zehirli duygulara yer yoktur. Kaybetme korkusu, aslında karşımızdaki kişiyi kendimizden üstün gördüğümüzün, kendi öz değerimizden kopup ona çaresizce bağımlı hale geldiğimizin acı bir feryadıdır. Oysa kendi ayakları üzerinde sarsılmaz bir güçle duran, kendi hayat amacını sevgiyle gerçekleştirmiş ve bir diğerine muhtaç olmadan kendi tamlığını iliklerine kadar hisseden iki insanın birlikteliği, evrendeki en muazzam, en sarsılmaz güçtür. Bu insanlar, birbirlerinin eksikliklerini kapatmak, boşluklarını doldurmak, hastalıklı bir ihtiyacı gidermek veya sadece yalnızlıktan kaçmak için değil; sadece varoluşun o muazzam güzelliğini, hayatın eşsiz melodisini yan yana yürüyerek paylaşmak için bir araya gelirler. Bu, kelimelerin tamamen tükendiği, cümlelerin kifayetsiz kaldığı, sadece gözlerin, nefeslerin ve ruhların konuştuğu sessiz ama yankısı ebediyete, sonsuzluğa uzanan telepatik bir bilme halidir.

Dışarıda dünya tüm çılgınlığıyla dönmeye, kaos her yanı esir almaya devam ederken, bu iki ruh kendi yarattıkları o görünmez, korunaklı ve kutsal fanusun içinde eşsiz bir denge, sarsılmaz bir yuva bulurlar. Bu denge, erilin ve dişilin, ışığın ve gölgenin, yin ve yang’ın evrensel bir raksla birbirini ilahi bir uyumla tamamlamasıdır. Onlar bilirler ki zaman var olduğundan beri ruhları birbirlerinden hiç ayrılmamıştır; dünyadaki her şey ikilik içerse de aslında onlar tektir. Artık ortada iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış diye keskin çizgiler yoktur; sadece her şeyi olduğu gibi kocaman bir kucaklamayla kabul eden, yargılamayan, geçmişin anılarında kaybolmayan, sonsuzluktan gelip sonsuzluğa doğru usulca, engin bir nehir gibi akan o eşsiz sevgi bilinci vardır.

Böylesi derin bir ilişki, iki kişinin birbiri içinde eriyip kaybolduğu bir yok oluş süreci değil, tam aksine, her ikisinin de kendi değerleriyle, kendi doğrularıyla hizada kalarak, kendi özgürlüklerini ve otantik kimliklerini cesurca ortaya koydukları yerdir. Birbirlerini asla kısıtlamadan, birbirlerinin potansiyellerini en üst seviyeye taşımalarına koşulsuzca izin verdikleri, destekledikleri, çiçek açmalarını hayranlıkla izledikleri ilahi bir ortaklıktır. Kendi insanlığımızla, içimizdeki o kırılgan ama bir o kadar da muazzam, sarsılmaz özümüzle barıştığımızda, kalbimizin tam ortasında usulca yeşeren bu hakiki sevgi, sadece iki kişiyi değil, dokunduğu her zerreyle birlikte tüm dünyayı aydınlatacak, ruhumuzu zincirlerinden azat edip bizi sonsuz bir huzura kavuşturacak o tarifsiz gücün ta kendisidir.

Yaklaşan Eğitimler

İlişkiler Kategorisindeki Diğer Yazılar