Aynadaki Öteki: İlişkilerde Bilinç Devrimi

Modern dünyada bireyin varlığı, kurduğu bağların niteliği ve başarısıyla doğrudan ilişkilidir; ancak bu bağların gücü asıl olarak kişinin kendi bilinç seviyesine bağlıdır. İlişki Bilinci perspektifinden bakıldığında, ilişkilerde yaşanan temel sorunların kaynağı partner seçimi değil, bireyin kendi özüyle olan bağlantısının kopukluğudur. Çoğu insan, ilişkilerde sorumluluğu yarı yarıya paylaşarak bir problem anında karşı tarafı suçlayan “kurban” rolüne bürünse de, gerçek bir usta, ilişkilerinin sorumluluğunu yüzde yüz üstlenir. Bu farkındalık, bireyin kiminle ilişki içinde olursa olsun aslında bağ kurduğu tek varlığın kendisi olduğu gerçeğine dayanır; zira hayat, kişinin kendi bilincinin dışa yansıyan bir aynasıdır. Bu bağlamda, dışarıda bir “ruh eşi” arayışına girmek yerine önce kendi ruhuna yolculuk yapmak esastır. Ruh eşi, bireyi her haliyle kabul eden ve dinginlik veren bir yansımayken; ruh ikizi, genellikle tam tersi değerlere sahip olan ve kişiyi ilahi boyuta taşımak için egoyu sarsan daha derin ve ateşli bir karşılaşmadır.

 

İlişkilerin önündeki en büyük engellerden biri de zihnin çarpık yargıları ve bu yargıların temelini oluşturan “aşk illüzyonu”dur. Kutuplaşmış düşüncelere sahip bir zihin, bir davranışı mutlak iyi, tersini ise mutlak kötü olarak etiketlediğinde vücutta bir elektrik biriktirir ve bu enerjinin bir başkası tarafından tetiklenmesini “aşk” zanneder. Bu durum aslında bir tür dopamin bağımlılığıdır ve kişiyi karşısındakini sadece pozitif özellikleriyle “kahramanlaştırdığı” bir fanteziye hapseder. Oysa her pozitif özelliğin beraberinde getirdiği bir bedel vardır; örneğin çok güçlü birini seçen kişi, aynı zamanda o gücün baskıcı doğasına da razı olmak zorundadır. Hakiki sevgi ise bu illüzyonun ötesinde, kişinin hem ışığını hem de karanlığını aynı anda görüp kabul edebilmesiyle mümkün olur. Bu dengeli bakış açısına ulaşabilmek için zihnin geçmişten getirdiği ve algıyı daraltan “epizodik anılardan” temizlenmesi şarttır. Birey, zihnindeki yargıları nötrlemediği sürece karşısındakini olduğu gibi değil, eski filtrelerinden görmeye devam eder ve sevmediği olayları hayatında tekrar eder.

Zihin nötrlenmeden, ilişki özgürleşemez. Bilinç devrimin için ilk adımı at.

İlişki bilincinin bir diğer önemli boyutu ise eril ve dişil enerjilerin doğasını anlamaktır. Kadın, varlığındaki “Rahman” enerjisi ve sonsuz sevgi kaynağıyla bağlantıya geçtiğinde sevgi dilencisi olmaktan çıkarak sevginin bizzat kaynağına dönüşür. Erkekler ise bu sevgiye ve şifaya ancak özüyle bağlantıda olan bir kadının varlığı aracılığıyla ulaşabilirler. Bu derinlikte, yalnızlık bir tercih değil, aslında kişinin kendiyle yüzleşmekten kaçmasının bir sonucudur. En saf bilinç hali olan çocuklukta yalnızlık isteği yoktur; dolayısıyla birey kendiyle yakınlaştıkça, yargılarından arındıkça ve bilincini objektif hale getirdikçe etrafı doğal bir mıknatıs gibi kalabalıklaşır. Sonuç olarak, tatmin edici bir ilişki için partneri değiştirmeye çalışmak yerine zihni nötrlemek ve dengeli bir bilince geçmek esastır. Birey kendi ruhuyla tam bir bağ kurduğunda, evren bu başarının bir ödülü olarak ideal eşi karşısına çıkaracaktır. 

Yaklaşan Eğitimler

Diğer Yazılarımız