İlişki kavramı, modern dünyada genellikle dışsal bir arayış, bir tamamlanma çabası veya sosyal bir statü gerekliliği gibi algılansa da, Nevşah Fidan Karamehmet’in sunduğu perspektif, tüm bu yüzeysel kabulleri temelinden sarsarak bizi derin bir içsel yolculuğa davet eder. Bu yolculuğun en sarsıcı gerçeği, bir insanın kurduğu her türlü bağın, aslında kendi bilincinin dış dünyadaki kusursuz bir yansıması olduğudur. İletişim, iki ayrı bedenin kelimeler aracılığıyla kurduğu köprüden ziyade, bireyin kendi özüyle, kendi değerleriyle ve kendi hakikatiyle girdiği sessiz diyaloğun dışa vurumudur. Bu bağlamda, sağlıklı bir ilişkinin anahtarı partneri değiştirmeye çalışmak değil, kendi bilinç seviyemizi yükseltmek ve değerler hiyerarşimizi doğru anlamaktır. İnsanlar genellikle ilişkilerini karakter yapılarıyla şekillendirdiklerini düşünseler de, aslında tüm dinamik, bireyin sahip olduğu yargılar, koşullanmalar ve o meşhur değerler tarafından yönetilir.
Değerler, bir insanın hayatını neye göre yaşadığını belirleyen görünmez pusulalardır. Her insan kendi değer hiyerarşisine göre nefes alır ve hiç kimse bu hiyerarşinin dışına uzun süre çıkamaz. Eğer bir ilişkide taraflardan biri diğerini kendi değerlerine zorluyorsa veya onun değerlerini görmezden geliyorsa, o bağın kopması kaçınılmazdır çünkü hiç kimse bir başkasının doğasına göre yaşamını sürdüremez. İletişimdeki en büyük tıkanıklıklar, tam da bu noktada, yani karşı tarafın değer noktalarını anlamadan kendi doğrularımızı ona dayatmaya çalıştığımızda ortaya çıkar. Gerçek bilgelik, “benim dediğim doğru” kibrinden sıyrılıp, karşı tarafın neye değer verdiğini, vaktini neye harcadığını ve neyi önemsediğini bir dedektif titizliğiyle keşfetmektir. Bir insanın vaktini en çok neye harcadığı, parasını en kolay nereye aktardığı ve hangi konulardan bahsederken gözlerinin parladığı, onun en tepedeki değerlerini fısıldar. Sağlıklı bir diyalog kurmak isteyen kişi, kendi değerlerinden ödün vermeden, karşısındakinin bu önceliklerine nasıl hizmet edebileceğini düşünmelidir. Bu, bir nevi değer eşleştirmesi sanatıdır; eğer eşinizin değer noktalarından konuşmayı öğrenirseniz, onun için vazgeçilmez bir sırdaş ve sığınak olursunuz. Ancak bu süreçte en büyük engel, zihnimizdeki iyi ve kötü etiketleridir. Kutupluluk yasası gereği, evrende hiçbir özellik tek taraflı değildir; her pozitif görünen davranışın bir bedeli, her negatif görünen durumun ise gizli bir faydası vardır. Örneğin, çok güçlü ve hırslı bir partner isteyen kişi, bu gücün beraberinde getireceği otoriter tavrı ve zaman zaman yaşanacak ilgisizliği de bir paket olarak kabul etmek zorundadır. İletişim, bu paketlerin her iki yüzünü de görebilen dengeli bir bilinç ile kurulduğunda gerçek bir paylaşıma dönüşür. Aksi takdirde, zihnimizdeki idealleştirilmiş hayal ürünü karakterlerin peşinde koşarken, karşımızdaki kanlı canlı insanın hakikatini ıskalarız. Bu durum, aşk illüzyonu dediğimiz, zihnimizin polarize olmuş düşüncelerinden beslenen bir çekim tuzağıdır.






















