Hayatı kontrol etmeye, hedeflerinize ulaşmaya ve çevrenizdekileri yönetmeye çalışırken çoğu zaman kendinizi tükenmiş ve merkezinizden uzaklaşmış hissediyor musunuz? Modern dünyada, değerimizi genellikle başarılarımızla, yoğun programlarımızla ve sürekli bir şeyleri gerçekleştirme becerimizle ölçmeyi öğrendik. Oysa kadınların kendini yönetme dinamikleri ve algı dünyaları temelde erkeklerden oldukça farklıdır. Eril enerji odaklanmış çaba ve sistematik eylem yoluyla yapıları inşa etme konusunda üstünlük sağlarken, kadınlar bu doğrusal ve sadece eyleme dayalı eril yöntemlerle başarılı olmaya çalıştıklarında kendi doğal güç kaynaklarından koparlar. Sürekli bir şeyleri var etmeye zorlamak ve çabalamak, dişil özümüzü tüketir. Gerçek öz-ustalık, bir erkek gibi davranmaya çalışmak değil; dişil enerjimizin engin doğasını anlamak ve bu muazzam yaratıcı kapasiteyi doğru içsel araçlarla yönetmektir.
Kendini yönetmenin ilk adımı, algısal farklılıklarımızı kabul etmektir. Bir bahçeyi izleyen iki kişi düşünün; eril bilinç bitkilerin düzenini, yolların geometrisini ve fiziksel yapıyı görürken, dişil bilinç yaşam gücünün bitkiler arasındaki akışını ve bahçenin geniş yaşam ağıyla bağlantısını hisseder. Erkekler dünyayı ağırlıklı olarak beş duyu aracılığıyla deneyimlerken, kadınların enerjisinin yüzde yetmişi ruhsaldır ve fiziksel algıların çok ötesine geçebilir. Kadın beyni, adeta aynı anda birden fazla fikri işleyebilen, sürekli genişleyen bir evren gibidir. Bu eşsiz yaratıcı güç ve sezgisel algı, kendi merkezinde topraklanmadığında zihinsel bir kaosa, duygusal bunalımlara veya fiziksel tükenmişliğe yol açabilir. Kendi enerjimizi ve zihnimizi yönetmek için yapmamız gereken şey bu geniş düşünce biçimini bastırmak değil; zihnimizin çalışma şeklini lehimize kullanmaktır. Çünkü hayatınızda var ettiğiniz her şeyin başlangıç noktası fiziksel eylemler değil, zihninizdir. Fiziksel gerçeklikteki her şey, öncesinde bir düşünce olarak var olur ve zihnimiz bu gerçeği şekillendiren bir kontrol merkezidir. Masaru Emoto’nun meşhur su kristalleri deneyinde olduğu gibi, suya yöneltilen öfkeli düşünceler düzensiz şekiller oluştururken, sevgi dolu mesajlar muazzam güzellikte simetrik kristaller yaratır. Bu, düşüncelerinizin bedeniniz de dahil olmak üzere fiziksel maddeleri nasıl etkileyebileceğinin en net kanıtıdır. Kendini yönetmek, aslında bilinçaltının gücünü bu tarz olumlu niyetlerle yönlendirebilmek demektir. Gerçek pozitiflik, lüks bir ev veya araba gibi maddi arzulara odaklanmak değildir; zira bunlar sizi fiziksel dünyanın sınırlı gerçekliğine bağlayarak titreşiminizi düşürebilir. Bunun yerine, zihninizi arzuladığınız şeye ulaştığınızda hissedeceğiniz “güven”, “yenilenme” veya “bolluk” gibi soyut, yüksek titreşimli duygulara odaklamalısınız. Zihniniz kelimeleri bir bütün olarak değil, tek tek işlediği için, “kavga etmek istemiyorum” demek yerine “barış istiyorum” demeyi alışkanlık haline getirmelisiniz.




















