İnsanlık tarihi boyunca ruh ve madde, sanki birbirine zıt iki kutupmuş gibi hep ayrı odalara hapsedildi; bir yanda ulvi olanın ve kutsalın dünyası, diğer yanda ise paranın ve soğuk rakamların hüküm sürdüğü yeryüzü gerçekliği kurgulandı.
Paranın en spiritüel ölçü birimi olduğunu kavramak zenginliğe giden yolun ilk basamağıdır; çünkü para, bizim bu dünyada ne kadar “hakiki” olduğumuzu ve kendi içsel değerlerimizle ne kadar hizada yaşadığımızı ölçen bir varlık bilimidir. Eğer bir insan kendi varlığındaki o sonsuz servete, yani “Hakiki Servet”e ulaşamamışsa, sadece finansal olarak değil hayatın her alanında bir eksiklik hissetmeye mahkûmdur. Spiritüellik, yalnızca gözlerini kapatıp sessizliğe gömülmek değil, yaşam enerjisini (prana) yaşam amacına ulaşma yolunda anlamlı bir eyleme dönüştürebilme sanatıdır. Bu bağlamda, bir iş insanının büyük bir vizyonla kurduğu şirket ile bir bilgenin meditasyonu arasında özünde hiçbir fark yoktur; ikisi de enerjiyi bir forma dönüştürmektedir. Para, işte bu enerjinin akışıdır ve o muazzam kural her an devrededir: Para, kendisine değer vermeyenlerden, ona daha fazla değer verenlere ve kendi özündeki servetle daha yakın ilişkiye geçmiş kişilere doğru adeta bir mıknatıs gibi çekilir. Şükran ise bu bolluk ve servete açılan kapının yegâne altın anahtarıdır. Ancak buradaki şükür, sadece dilde asılı kalan kuru bir “teşekkür” değil, kalbe inen, göğsü genişleten ve evrenin mükemmelliğini her hücrede hissettiren derin bir frekanstır. Evrenin çalışma prensibi gereği siz şükranda kaldıkça ve elinizdekilerin değerini bildikçe, evren size daha fazlasını sunmak için kollarını açar. Şikâyet etmek ise alt bilincin, yani “amigdala”nın tuzağıdır; bu tuzak sizi kıtlığa ve parasızlığa hapseder. Gerçek şükran, yaşamın her anını anlamlı eylemlerle doldurduğunuzda, yani “Telos” noktasından, nihai gayenizden yaşamaya başladığınızda ortaya çıkar. Bir liranın da milyonların da kıymetini bilmek, paranın alım gücüne ve ticari sistemin harikuladeliğine saygı duymak bereketi artırır; çünkü sahip olduklarının değerini bilmeyen bir ruh, onları kaybetmeye mahkûmdur. Zenginlik, tanrısallığımızın madde dünyasındaki açılımıdır ve her birimiz içimizde sınırsız bir zekâ ve hizmet kapasitesiyle doğarız.




















