Yıllardır kalbimizin en kuytu köşelerinde sızlayan, bizi diyar diyar sürükleyen o amansız arayışın aslında kendi içimize doğru yapmamız gereken bir yolculuk olduğunu ne kadar geç fark ediyoruz… Hayatımız boyunca bize öğretilen o pembe masalların, zihnimize kazınan o çarpık, tek taraflı inançların gölgesinde, sevgiyi hep dışarıda, bir başkasının gözlerinde, bir başkasının bize uzatacağı o sihirli ellerde arayıp durduk. Birini gördüğümüzde ellerimiz titriyorsa, dizlerimizin bağı çözülüyor, midemizde kelebekler uçuşuyor ve kalbimiz yerinden çıkacakmış gibi amansızca atıyorsa, işte o zaman büyük bir aşka, o dillere destan duyguya düştüğümüzü zannettik. Oysa ruhumuzu esir alan bu sarsıcı hisler, bu baş döndürücü fiziksel çekim, gerçek sevginin o huzur veren serinliği değil, zihnimizdeki kutuplaşmış yargıların yarattığı devasa bir aşk illüzyonundan, içimizde biriken geçici bir elektromanyetik yükten ve acı verici bir aldanıştan başka bir şey değildi.
Gerçek ve sağlıklı bir ilişki, sanılanın aksine fırtınalı, gelgitli, insanı yoran bir deniz değil, ruhun en derinlerinde hissedilen, eşsiz bir sükûnet, sonsuz bir güven ve dinginlik halidir. Ancak bu sükûnete ulaşabilmenin, o eşsiz ruh bağlantısını kurabilmenin sarsılmaz bir tek kuralı vardır: Kendi özümüze, kendi ruhumuza çırılçıplak dokunabilmek.
Çünkü bu hayatta kurduğumuz yegâne gerçek ilişki, aslında yalnızca kendimizle kurduğumuz ilişkidir ve dışarıdaki her bağ, her dokunuş, kendi iç dünyamızın, kendi bilinç seviyemizin kusursuz bir yansımasından ibarettir. Ruhumuzun derinliklerine cesaretle inip, bize ait olmayan o sahte kabukları, çocukluğumuzdan kalma o ağır epizodik anıları ve zihnimizin ürettiği o anlamsız yargıları gözyaşları içinde bir kenara bıraktığımızda, işte o an kalbimizde hakiki uyanış başlar. İnsan, ancak kendi karanlığıyla ve aydınlığıyla yüzleştiğinde, kendini eksiksiz bir bütün olarak şefkatle kucakladığında, yaşam karşısına ruhunun en saf yansıması olan o kişiyi, o eşsiz hayat arkadaşını çıkarır. Kendi varlığındaki sonsuz sevgiyle, o ilahi kaynakla hizalanan bir kalp, artık dışarıdan sevgi dilenmez, kimseden onu tamamlamasını beklemez; o zaten sevginin ta kendisi olmuştur ve ışığıyla yürüdüğü her yolu aydınlatır.






















